Posts mit dem Label Huzur werden angezeigt. Alle Posts anzeigen
Posts mit dem Label Huzur werden angezeigt. Alle Posts anzeigen

24.07.2011

Huzur Allah ile olmakla mümkündür


Müminlerin kemalâtı Allah'ın dinini yaşama derecelerine bağlıdır.

Bu mesele seyr i sülûk olarak karşımıza çıkar.
İnsan bedeninin maddi gıdalara ihtiyacı olduğu gibi, ruhun da manevi gıdalara ihtiyacı vardır. Vücudun tesettürü nasıl elbise ile sağlanıyorsa, ruhun kirlerden muhafazası da manevi hayatımızın, letaiflerimizin temizliğine bağlıdır. Yani ellerimizin, gözlerimizin, dillerimizin temizliği, bir manada nefislerimizin terbiyesine, kalplerimizin temizliğine bağlıdır. Kalbi temiz olmayanın dilinden doğrular çıkmaz. Kalbini temizlemeyenin, nefsini arındırmayanın kulakları gıybete yönelebilir. Çünkü nefis, hakikati ve kalpteki nuraniyeti söküp atmak ister.
Anlaşılıyor ki ruh bedene, beden de ruhun kemalâtına bağlıdır. Ruhu asıl vazifesine yükseltebilmek ve kalbi yaradılıştaki ruhani sırlara ulaştırabilmek için bedeni terbiye etmek, kalbi arındırmak lazım gelir.
İnsanların dünyada ve ahirette saadet ve selamete kavuşması, kalbin temizliğine, nefsin tezkiyesine bağlıdır.

Şuara Suresi'nde, "O gün ne mal fayda verir ne de evlat. Ancak Allah'a temiz bir kalple gelenler kurtulurlar." buyuruluyor. Bu temiz kalpten murad, masivadan arındırılmış kalb-i selimdir. Her birimizin kalbi var olmasına var ama Rabbimiz, her birimize kalplerimizi sağlam, temiz ve itminan olmuş bir kalbe çevirmemizi ferman buyurur. Onun için Allahu Tealâ peygamberleri birer kalb-i selim numunesi olarak ümmetlerine göndermiştir. İşte tasavvufun ve seyr i sülûkun bir anlamı da kalb-i selime kavuşmaktır.
Tasavvufta seyr i sülûk yapan kimselere mürid, salik, muhib, mürşid gibi makamlar verilir ki, bunlar kazanılmış olan meziyet ve kabiliyetlere göre bazı mertebeleri ifade etmek içindir. Mürid, irade eden, dileyendir. Hakiki müridin iradesi Allah'ın rızasıdır. Kul ne amel ederse etsin en son kavuşacağı makam,
"Ey Rabbim! Sen benim maksudumsun. Ancak senin hoşnutluğunu isterim." halidir. Şu halde mürid, Allah yolunda nefsinin iradesini mürşidine, mürşid Rasulullah'a, Rasulullah da Allah'a bağlar.
Ruhumuz Allah sevgisini istemiş, Allah vücudun hayatiyetini ruha bağlamış, ilâhi muhabbetin nurunu ruha koymuştur.

Şu halde ruh ilâhi aşkı, kalp de ilâhi huzuru ister.

İlâhi huzur ancak Allah ile olmakla mümkündür.

Mal, mülk, rütbe, evlat huzur getirmez.

Mehmet Ildırar

11.04.2009

İmanın İnsana Verdiği Huzur ve Mutluluk


İnsan, beden ve ruhun birleşmesinden meydana gelen bir varlıktır. Bedenimizin yemeğe, içmeye ihtiyacı olduğu gibi, ruhumuzunda gıdaya ihtiyacı vardır.

Ruhun en önemli gıdası sağlam inançtır. Allah'a inanan ve güvenen bir insan manevi gıdasını almış, büyük bir güç kazanmış olur. Çünkü insan, her zaman Allah'ın yardımına muhtaçtır, muhtaç olduğumuz o yüce varlığa inanıp bağlanmak huzur ve güven kaynağıdır.

Yüce Allah şöyle buyuruyor:

"Dikkat edin, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur."

İman, insanı yanlızlıktan, boşlukta kalmaktan kurtarır. Iman ruhumuzun gıdası, kalbimizin ışığıdır. İmansız bir insanın ruhu gıdasız, kalbi karanlık ve en büyük dayanaktan yoksundur.
Hayatta insan, çeşitli sıkıntılarla karşılaşır. Böyle zamanlarda kalpleri Allah'a bağlı olan inanç sahipleri ümitsizliğe düşmezler. Allah' sığınırlar. Ona güven vererek sabırla sonucunu beklerler. Böyle güçlü bir dosta sevgi ve saygıyla bağlanmak insana büyük bir mutluluk verir.

İmandan yoksun olan insanlar ise ümitsizliğe düşerler. Huzursuzluk içinde kıvranırlar. Sıkıntıdan kurtulmak düşüncesi ile huzuru içkide, uyuşturucu madde kullanmakta ararlar ve daha büyük felaketlere sürüklenirler. Böylece hem dünya hemde ahiret mutluluğunu kaybetmiş olurlar.

31.01.2009

Allah (c.c.)'ı Anarak Huzur Bulmak...



Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. En doğru yol Resulullah Muhammed'in (sas) ve onun ashabının yoludur.

Allah şöyle buyurmaktadır: "Bilin ki kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur" (Ra'd, 28)

Allah doğruluk ve sadakati sever. Dürüstlük ve şeffaflık kalpleri temizler. Deneyim, en güçlü delildir. Gerçek lider, liderik ettiği kimselere yalan söylemeyendir. Allah'ı anmak (zikir) kadar gönlü ferahlatan ve sevabı daha fazla olan bir amel nâdirdir. Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Beni anın ki ben de sizi anayım" (Bakara, 152) Allah'ı anmak, O'nun yeryüzündeki cennetidir.

Bu cennete giremeyen Ahiretteki cennete hiç giremez.

Allah'ı zikretmek nefsi kaygılardan, sıkıntılardan, yorgunluklardan kurtarmak demektir. İlahi vahyi iyi düşündüğümüz zaman, zikrin ne kadar yararlı olduğunu daha iyi görebiliriz.

Allah'ı anmakla korku, sıkıntı ve kaygı bulutları dağılıp gider. O'nu zikretmekle üzüntü, keder ve musibet yok olup dağılır.

Dolayısıyla Allah'ı zikredenlerin huzurlu ve rahat olmalarında bir gariplik yoktur. Çünkü temel gerçek budur. Asıl şaşılacak şey, Allah'ı anmaktan gafil olanların nasıl yaşadıklarıdır. Allah şöyle buyuruyor: "Onlar ölüdürler, diri değildirler. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler" (Nahl, 21)

Hani birçoğumuz içimizde bir sıkıntı duyarız ya... Bize "Neden sıkılıyorsun? İşin mi yok, aşın mı yok, eşin mi yok" diye sorarlar. Biz de "Yooo, hepsi var ama canım sıkılıyor. Sebebini ben de bilmiyorum" deriz. İşte bu Allah'ın zikrinden gafil kalmamızdan; O'nun zikriyle kalbimizi tatmin etmememizden kaynaklanır. "Bilin ki kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur" (Ra'd, 28)

Bedir Savaşında Müslümanlar az sayıda kaldıklarında kafirlerin onları yeneceklerini düşündüler. Onların içinden bir grup dedi ki: "Allah sabredenlerle beraberdir. Allah'ım bize sabır indir gökyüzünden ve bize yardımını gönder".
Bu duadan sonra Allah onlara 3000 melekle yardım etmişti ve kafirlere karşı onları muzaffer eylemişti. Ve Allah onların savaşı kazanmasını Bakara Suresinde "Kendisini hatırlamalarına" bağlıyor.

Aynı şekilde Sahabe Huneyn gününde kendi çokluğuna aldanıp Allah'ı

anmayı unutmuşlardı. Kafirlerden çok sayıda olmalarına rağmen Allah'ı anmaktan gafil kaldıkları için Allah onlara zaferi nasip etmedi.

Kuran'da Allah "O huneyn günü var ya, kendi çokluğunuz sizi aldatmıştı da siz yenilgiye uğramıştınız" buyuruyor.

Allah'ı anmanın (Zikrin) önemine bakın, Rahman'ın keremine bakın...

Kuran'da buyurulduğu üzere; Zikirle Allah'ın yardımı bizlere ulaşıyor,

zikirle kalpler mutmain oluyor.

Tabi zikir diyorsak; bazı insanların yaptıkları Mezdeke grubu gibi raks edercesine, çalgılarla sesli ve toplu zikir değil...

Zikrin faziletini nasıl Kur'andan öğrendiysek; zikrin şeklini de Resulullah (sas)'in sünnetinden öğrenelim.

Resulullah(sas) şöyle buyurur: "Kim bir defa 'Subhanallahu ve bihamdihî' derse cennette kendisinin gölgelenmesi için bir hurma ağacı dikilir."

Hiç de dilimize ağır değil. Çarşıda yürürken haram işlerle uğraşacağımıza

bir defa bu kelimeyi söyleyerek Allah'ı zikretmiş oluyoruz.

Bu kârlı ticarete girişmezsek halimiz nice olur.

Resulullah (sas) şöyle buyurur: "Kim günde 100 defa 'La ilahe illallahu vahdehû lâ şeriyke leh, lehûl mulkû ve lehul hamdu ve hû ve alâ külli şey'in kadir' derse..." Neleri kazanacağımızı biliyor muyuz?

1) Önce biraz evvel söylediğimiz tüm mertebelere ulaşacağız,

2) Sanki 10 tane köleyi azad etmiş gibi olacaktır,

3) Yüz tane iyilik yapılır, bunun yanında da yüz tane günahı silinir.

Hani şu gün boyunca işlediğimiz küçük günahlar var ya;

biriktiği zaman dağ gibi olan...

4) Ve o gün boyunca şeytandan korunacaktır.

Basit bir kelime nelere vesile oldu... Bu kârlı ticaretten kendimizi alıkoymak aklın alacağı birşey mi Allah aşkına?

Bir de bana okuduğum günden beri çok acayip gelen bir hadis var. İmam Ahmed'in, Nesai'nin ve Müslim'in Ümmü Seleme'den rivayetle gelen bir hadisi. Oldum olası beni etkilemişti...

Ümmü seleme annemiz buyuruyor: "Ben Resulullah (sas) söylerken işittim. Dedi ki: Bir müslümana bir musibet isabet ettiği zaman "İnna lillah ve inna ileyhi raciun" derse ve 'Allah'ım sen bana bu musibetinle sevap ver ve bana daha hayırlısını ver' Allah ona daha hayırlısını verir.

Hadisin ravisi olan Ümmü Seleme diyor ki: "Benim kocam Ebu Seleme vefa ettiğinde 'İnna lilah ve inna ileyhi raciun' dedim. Rabbim bana kimi nasib etti biliyor musunuz? Rabbim bana Peygamber'i nasib etti."

İşte bir musibet anında bu kelimeyi söyledi ve Resulullahla evlenmek ona nasib oldu. Tabi bir musibetle karşılaştığımızda Allah'ı hatırlamak öyle kolay değildir. Sinir tüm şerleri toplayan ve şeytanın bize en yakın olduğu andır.

Biz sinir anında Rabbimizi hatırlamak istiyorsak, önce rahatlık anında Rabbimizi hatırlayalım ki Allah da sıkıntı anında kendisini bize hatırlatsın.

Sözlerimizde bir güzellik varsa Allah'tan ve Resulullah (sas)'tandır;

bir yanlışlık varsa nefsimdendir, şeytandır Allahu alem...
Ve ahirû da'vane, elhamdülillahi rabbül alemiyn...